oku
Toplum

Yeşil Centrifikasyon: Ağaç Dikmek Yerinden Ediyor

Şehir merkezindeki yeşil park alanı, kentsel yenileme ve gentrifikasyon tartışmalarını akla getiriyor.
Şehir merkezindeki yeşil park alanı, kentsel yenileme ve gentrifikasyon tartışmalarını akla getiriyor.

Yirmi yıl önce büyük şehirlerin kenar mahallelerinde beton binaların arasına sıkışmış hayatlar varken, bugün aynı sokaklarda yemyeşil parklar ve koşu yolları görebiliyoruz. Bu değişim kulağa hoş gelse de, yeşillendirme projelerinin arkasında başka bir gerçek saklı: yeşil centrifikasyon, yani ağaç dikme adı altında yerinden edilenlerin sessiz çığlığı.

Yeşil Centrifikasyon Nedir ve Nasıl İşler?

Gentrifikasyon kavramını çoğumuz biliyoruz. Eskiden işçi mahallesi olan bölgeler yavaş yavaş lüksleşir, kiralar fırlar ve yıllarca orada yaşamış insanlar mahalleden sürülür. Yeşil centrifikasyon tam da bu sürecin doğa maskeli hali. Belediyeler veya özel şirketler çökük bir mahalleye park, bahçe, yürüyüş yolu inşa eder. Bölgenin estetik değeri artar, gayrimenkul fiyatları tırmanır ve sonuç olarak orijinal sakinler taşınmak zorunda kalır.

Süreç son derece meşru görünümlü bir dille anlatılır. «Şehrimize nefes aldırıyoruz», «mahalleyi yaşanabilir hale getiriyoruz» gibi söylemler medyada yer bulur. Çevresel iyileştirmelerin herkese eşit yarar sağlamadığını, aksine ayrıcalıklı kesimlerin lehine işlediğini vurgulayan araştırmacılar bu durumu «çevresel adaletsizlik» kavramıyla açıklıyor. Yani sorun ağaçlarda değil, ağaçların kimin için dikildiğinde.

Kentsel yeşil alanların artırılması politikası tek başına yanlış değildir. Ancak bu politika toplu konut alanlarında uygulanmadığında, sadece merkezdeki dar gelirli mahallelere odaklandığında adaletsiz bir dönüşüm tetikler. İnsanlar yeşil alan istiyor, peki ama neden bu yeşil alan onları evinden ediyor?

Ağaçlar Ruh Sağlığını Nasıl Etkiler, Kimin Ruh Sağlığını?

Burada paradoksal bir durum karşımızda. Yeşil alanların ruh sağlığına olumlu etkisi bilimsel olarak kanıtlanmış bir gerçek. Doğayla temas stresi azaltır, kaygıyı düşürür, fiziksel aktiviteyi teşvik eder. Fakat yeşil centrifikasyon bağlamında durum farklılaşır. Çünkü yeşillendirme öncesinde bölge sakinleri bir yer değiştirme stresiyle karşı karşıya kalır. Bu stres, doğanın sunduğu rahatlamanın çok ötesinde yıkıcı olabilir.

Catherine D. Brown, Alessandro Rigolon ve meslektaşları, yeşil centrifikasyon ile ruh sağlığı arasındaki ilişkiyi derinlemesine inceleyen bir sistematik derleme yayımladı. Health & Place dergisinde 2026 başında çıkan bu çalışma, yeşil alan yatırımlarının ardından gelen kira artışlarının yerel halkta yarattığı belirsizlik duygusuna dikkat çekiyor. İnsanlar evlerinden çıkacağını bilemedikleri bir belirsizlik içinde aylarca yaşıyor. Bu süreçte kaygı bozuklukları, depresif belirtiler ve uyku düzeni bozulmaları sıklıkla gözlemleniyor.

Dahası, mahallelerinden ayrılan kişiler sosyal ağlarından kopuyor. Komşuluk ilişkileri, çocukların okul arkadaşlıkları, yaşlıların günlük destek halkaları bir anda yok oluyor. Sosyal bağların kopması ruh sağlığı üzerinde doğrudan olumsuz etki yaratıyor. Yeni taşınan bölgelerde genellikle aynı sosyal çevreyi kurmak mümkün olmuyor.

Ruh Sağlığı Etkisinin Yapısal Boyutu

Ruh sağlığı sorununu yalnızca bireysel düzeyde ele almak yanıltıcı olur. Brown ve Rigolon'un derlemesi, yeşil centrifikasyonun ruh sağlığı etkilerinin ırk ve sınıf temelinde derinden yapısal olduğunu ortaya koyuyor. Siyahi ve Latin kökenli topluluklar yeşil centrifikasyondan orantısız biçimde etkileniyor; daha sık yerinden ediliyor ve daha az kaynakla yeni bir hayata uyum sağlamaya çalışıyor.

Sosyal sermaye kavramı bu noktada kritik önem taşıyor. Annual Review of Public Health'ta yayımlanan bir inceleme, Siyahi topluluklarda sosyal sermayenin sağlık üzerindeki koruyucu rolünü detaylıca anlatıyor. Keon L. Gilbert ve arkadaşlarının 2022'de yayımladığı bu çalışma, yapısal ırkçılığın sosyal sermayenin oluşumunu ve birikimini nasıl şekillendirdiğini gösteriyor. Sosyal sermaye zayıfladığında, yani komşuluk ağları parçalandığında, sağlık eşitsizlikleri derinleşiyor. Yeşil centrifikasyon tam da bu sosyal sermayeyi hedef alarak çalışıyor. Mahallenin fiziksel yapısı değişiyor, yeni gelir grubu insanlar geliyor ve eski sosyal dokunun yerine yabancılaşmış bir ortam geçiyor.

Kimin Sağlığı Önemseniyor, Kimin Etkilenmiyor?

Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH), yapısal ırkçılığın azınlık sağlığı üzerindeki etkilerini araştırmak için kapsamlı bir fon mekanizması oluşturdu. Birden fazla enstitünün katılımıyla yürütülen bu girişim, sağlık eşitsizliklerinin bireysel tercihlerden değil, sistematik ve yapısal faktörlerden kaynaklandığını resmi olarak kabul etti. Yeşil centrifikasyon da bu yapısal faktörlerden biri olarak değerlendirilmeli.

Bir mahalleye park yapılacağı zaman karar sürecine kimler dahil oluyor? Genellikle belediye planlama ofisleri, mimarlar, gayrimenkul geliştiriciler ve bazen sivil toplum kuruluşları. Oysa mahalle halkının kendisi bu sürece yeterince katılamıyor. Katılım eksikliği, projenin ihtiyaçlara değil, pazar değerine göre şekillenmesine yol açıyor. «Kültürel yeterlilik» kavramı sağlık alanında sıkça kullanılıyor. Bu kavram, sağlık profesyonellerinin farklı kültürel arka planlardan gelen bireylere etkili ve saygılı bakım sunabilme yeteneğini tanımlıyor. Şehir planlamasında benzer bir yaklaşımın eksikliği ciddi bir sorun. Planlayıcıların mahallenin kültürel dinamiklerini anlamadan yeşil alan projesi üretmesi, sonuçta o mahallenin karakterini yok ediyor.

Yeşil centrifikasyonun en acı yanı, yerinden edilenlerin genellikle en çok yeşil alana ihtiyaç duyan kesimler olması. Dar gelirli mahallelerde ısı adası etkisi daha şiddetli hissedilir. Ağaç yoksunu bölgelerde yaz aylarında sıcaklık, yeşil alanlara kıyasla belirgin biçimde yüksek olur. Bu mahallelere park geldiğinde aslında uzun süredir eksik olan bir hizmet telafi ediliyor. Lakin bu telafi, hizmeti hak eden insanlar sürülmeden önce değil, sürüldükten sonra değer kazanıyor. Yeni gelen orta ve üst gelir grubu sakinler, başkalarının mücadele edemediği yeşil alanın tadını çıkarıyor.

Gelecekte Şehirleri Nasıl Planlamalıyız?

Bu tablo karşısında «o zaman ağaç dikmeyelim» sonucuna varmak elbette saçma olur. Sorun yeşillendirmenin kendisinde değil, yeşillendirmenin eşitsiz dağılımında ve yan etkilerinin yönetilememesinde. Bazı şehirler bu dengesizliği kısmen fark etmeye başladı bile. Kira kontrolü önlemleri, toplu konut koruma alanları, mahalle sakinlerinin öncelikli yerleşim hakkı gibi mekanizmalar yeşil centrifikasyonun yıkıcı etkisini azaltabilir.

Brown ve Rigolon'un çalışması, araştırmacıların bu alanda daha fazla nitel veriye ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Sayısal veriler kira artışlarını gösteriyor fakat insanların yerinden edilme deneyimini, duygusal yükünü, kimlik kaybını anlamak için derinlemesine mülakatlar ve etnografik çalışmalar gerekiyor. Sadece «kaç kişi taşındı» sorusu yetmiyor, «taşınanlar ne hissetti» sorusu da sorulmalı.

Şehir planlama disiplini artık sadece binalar ve yollar konuşmuyor. Toplumsal adalet, ekolojik dayanıklılık, ruh sağlığı ve kültürel korunma aynı anda masada olmalı. Yeşil centrifikasyon tartışması, şehirciliğin özünde kimin için tasarım yaptığımız sorusunu bize yeniden hatırlatıyor. Bir parkın değeri, içine girebilen herkes için aynı ölçüde pozitif olmalıdır. Aksi halde yeşil alan değil, yeşil perde öreriz gözlerimizin önüne.

Siz kendi yaşadığınız şehirde son yıllarda açılan yeni parkları ve yeşil alanları düşündüğünüzde, o bölgelerdeki insanların değişip değişmediğini fark ettiyseniz, bu durumu nasıl bir adaletsizlik olarak okursunuz?

kaynaklar

Etiketler

Bu makaleyi başkalarının da görmesi gerekiyor.

Faydalı bulduysan 10 saniyede başkalarına ulaşabilirsin. Bilgi paylaştıkça büyür.

okuma ayarları

yorumlar