oku
Sağlık

Gıda Koruyucuları Kanser Yapıyor mu? 105.000 Kişilik Çalışma

İşlenmiş et ürünleri kesme tahtası üzerinde, gıda koruyucuları ve kanser riski konulu inceleme
İşlenmiş et ürünleri kesme tahtası üzerinde, gıda koruyucuları ve kanser riski konulu inceleme

Yaklaşık yüz yıl önce gıdaların bozulmasını engellemek için icat edilen koruyucu maddeler, bugün mutfaklarımızın en sessiz sakini. O dönemde sıtma ve botulizm gibi ölümcül hastalıkları önleyen bu maddeler, 2026 yılında yayımlanan iki büyük çalışmayla birlikte tamamen farklı bir tartışmanın merkezine oturdu. NutriNet-Santé kohort çalışmasında 105.000'den fazla yetişkinin verileri incelendi ve sonuçlar gıda güvenliği algımızı sarsacak cinsten.

Gıda Koruyucuları Ne İş Yapar, Nereden Gelir?

Gıda koruyucuları, gıdalardaki mikroorganizma üremesini yavaşlatan veya durduran maddelerdir. Bu maddeler olmasaydı süpermarket raflarındaki ürünlerin büyük kısmı birkaç gün içinde bayatlar, küflenir veya zehirlenme riski taşır. Tarihçesi oldukça eski. İnsanlar binlerce yıl boyunca tuzlama, kurutma ve tütsüleme gibi yöntemlerle gıdaları korudu. Modern gıda kimyası ise bu geleneksel yöntemleri tek tek moleküler düzeyde ayrıştırdı ve optimize etti.

Bugün en çok tartışılan koruyucular arasında nitrat ve nitritler başı çekiyor. Bu bileşikler özellikle işlenmiş et ürünlerinde, yani sosis, salam, pastırma ve sucuk gibi yiyeceklerde yaygın olarak kullanılıyor. Nitratlar etin rengini canlı tutuyor, o tanıdık pembe görünümü veriyor. Aynı zamanda Clostridium botulinum adlı ölümcül bir bakterinin üremesini engelliyor. Dolayısıyla işlevi salt raf ömrünü uzatmak değil, doğrudan gıda zehirlenmesine karşı bir güvenlik mekanizması oluşturmak.

Ancak burada kritik bir ayrım var. Doğada sebzeler, özellikle ıspanak, roka ve kereviz gibi yapraklı yeşillikler doğal olarak nitrat içerir. Vücut bu doğal nitratları kısmen faydalı nitrik oksite dönüştürebilir. Buna karşın işlenmiş etlere eklenen sentetik nitrat ve nitritler, ısıl işlem ve mide asidiyle karşılaştığında farklı kimyasal yollara girer. Bu farklılık, sağlığa etkilerinin de farklı olacağının ilk işaretidir.

105.000 Kişilik Çalışma Ne Söylüyor?

Fransa'da yürütülen NutriNet-Santé çalışması, gıda katkı maddeleri ile kanser arasındaki ilişkiyi inceleyen dünyadaki ilk büyük çaplı araştırmalar arasında öne çıkıyor. Araştırmacılar 2009 ile 2023 yılları arasında 105.260 yetişkinin beslenme verisini detaylı şekilde takip etti. Katılımcılar ne yediğini kaydederken, araştırma ekibi bu yiyeceklerdeki koruyucu miktarlarını tek tek hesapladı. Ardından bu veriler kanser tanısı alan kişilerle eşleştirildi.

Sonuçlar oldukça net. Araştırmacılar 58 koruyucu maddeyi inceledi, bunların 17'si katılımcıların en az yüzde onu tarafından tüketiliyordu. Bu 17 maddeden 11'i ile kanser arasında hiçbir ilişki saptanmadı. Ancak kalan altı maddede durum farklıydı. Sodyum nitrit, prostat kanseri riskinde yüzde 32'lik bir artışla ilişkilendirildi. Potasyum nitrat ise meme kanseri riskini yüzde 22, genel kanser riskini ise yüzde 13 artırdı. Bu altı madde, ABD Gıda ve İlaç Dairesi tarafından «genel olarak güvenli» kabul edilen GRAS listesinde yer alıyor.

Takip süresi boyunca 4.226 katılımcıya kanser tanısı konuldu. Bunların 1.208'i meme, 508'i prostat, 352'si kolorektal ve 2.158'i diğer kanser türleriydi. Araştırma sadece bir tür kansere odaklanmadı; genel kanser riski üzerindeki etkisini ölçtü ve belirli koruyucuların toplam kanser insidansını artırdığını gösterdi.

Bu çalışmanın gücünü artıran birkaç metodolojik detay var. Birincisi, katılımcıların gıda tüketimini tek bir anketle değil, ortalama 7,5 yıl boyunca tekrarlanan 24 saatlik marka bazlı kayıtlarla takip etmesi. İkincisi, araştırmacıların gıdalardaki koruyucu miktarlarını tahmin etmekle kalmayıp, en çok tüketilen katkı-gıda eşleşmeleri için laboratuvar analizleriyle de doğrulama yapması. Üçüncüsü ise sigara kullanımı, fiziksel aktivite, beden kitle indeksi ve aile öyküsü gibi kanser riskini etkileyen diğer değişkenlerin istatistiksel olarak düzeltilmesi.

Tip 2 Diyabet Bağlantısı

Aynı araştırma grubunun ayrı bir çalışmasında koruyucu maddeler ile tip 2 diyabet arasındaki ilişki de masaya yatırıldı. Bu araştırma da yine NutriNet-Santé kohortunun verilerinden yararlandı ve yine dünyada bu konuda yapılan ilk çalışmalardan biri oldu. Bulgular, özellikle nitrat bazlı koruyucuların tüketimi ile tip 2 diyabet gelişme riski arasında doza bağlı bir ilişki olduğunu ortaya koydu. Yani koruyucu tüketimi arttıkça diyabet riski de doğrusal olarak yükseldi.

Mekanizma şu şekilde açıklanıyor: Nitrat ve nitritler vücutta belirli enzimleri baskılayarak pankreasın beta hücrelerini olumsuz etkiliyor. Beta hücreleri insülin üretiminden sorumlu. Bu hücrelerin işlevi bozulduğunda kan şekeri regülasyonu çöküyor ve tip 2 diyabet kapıyı çalıyor. Araştırmacılar bu bulgunun özellikle işlenmiş gıda tüketiminin yoğun olduğu toplumlar için ciddi bir halk sağlığı uyarısı olduğunu vurguluyor.

Bu Bulgular Ne Anlama Geliyor?

Araştırma gözlemsel bir çalışma. Yani nedensellik kanıtlamıyor, korelasyon gösteriyor. Bu ayrım bilimsel dilde büyük fark barındırır. Araştırmacılar doğrudan «koruyucu madde kanser yapar» demiyor. Bunun yerine «yüksek koruyucu tüketimi ile kanser riskinde artış bir arada görülüyor» diyor. Çalışmanın başyazarı Mathilde Touvier da sonuçların farklı kohortlardan ve farklı ülkelerden benzer bulgularla doğrulanması gerektiğini açıkça belirtiyor. Ancak 105.000 kişilik örneklem büyüklüğü ve uzun takip süresi, bu ilişkinin rastlantısal olma ihtimalini epey zayıflatıyor.

Öte yandan bu çalışma tek başına gıda düzenini değiştirmek için yeterli mi? Bilim dünyasında genellikle bir bulgunun kabul görmesi için farklı kohortlardan ve farklı ülkelerden benzer sonuçların gelmesi beklenir. NutriNet-Santé çalışması bu alanda açılan yoldaki ilk büyük adım. Yine de Dünya Sağlık Örgütü ve ulusal gıda güvenliği kurumlarının bu verileri değerlendirip güncel yönergeler çıkarması muhtemel. Zaten DSÖ, işlenmiş etleri uzun zamandır kanserojen olarak sınıflandırıyor ve kolorektal kanserle doğrudan bağ kuruyor.

Tüketici tarafında ise bilinçli tercih yapma imkanı var. Etiket okuma alışkanlığı edinmek, işlenmiş et tüketimini sınırlamak ve mümkün olduğunca taze, işlenmemiş gıdalara yönelmek bu çalışma ışığında mantıklı adımlar. Koruyucu madde içermeyen şarküteri ürünleri piyasada bulunabiliyor, fiyat farkı olsa da alternatif mevcut. Çalışmaya dahil olmayan uzmanlardan Dr. David Katz da bu bulguların, taze ve minimally işlenmiş bitki bazlı gıdalara öncelik verme nedenlerinden sadece biri olduğunu söylüyor.

Peki siz bu araştırma sonuçlarını öğrendikten sonra market alışverişlistenizde değişiklik yapacak mısınız, yoksa «her şeyin içinde bir şey var» yaklaşımına mı devam edeceksiniz?

kaynaklar

Etiketler

Bu makaleyi başkalarının da görmesi gerekiyor.

Faydalı bulduysan 10 saniyede başkalarına ulaşabilirsin. Bilgi paylaştıkça büyür.

okuma ayarları

yorumlar