oku
Psikoloji

Ertelemenin Psikolojisi: Neden Tembellik Değil?

Erteleme psikolojisi: Dağınık bir çalışma masasında duran laptop, erteleme alışkanlığının görsel temsili.
Erteleme psikolojisi: Dağınık bir çalışma masasında duran laptop, erteleme alışkanlığının görsel temsili.

Yaklaşık 20 yıl önce psikologlar ertelemenin zaman yönetimi becerisi eksikliğinden kaynaklandığını düşünüyordu. Bugün ise araştırmalar bu davranışın aslında bir duygu düzenleme sorunu olduğunu, tembellikle hiçbir ilgisi olmadığını net bir biçimde gösteriyor. Carleton Üniversitesi'nde 25 yılı aşkın süredir ertelemeyi araştıran Dr. Tim Pychyl'ın ifadesiyle sorun, zamanı yönetememek değil, duyguyu yönetememektir.

Ertelemenin Tanımı ve Yaygın Yanılgılar

Çoğu insan ertelemeyi işe başlamayı bir süre daha geciktirmek olarak tanımlar. Ancak psikolojide erteleme, bilerek ve isteyerek yapılması gereken bir görevi son ana kadar bırakma eğilimini ifade eder. Bu tanımın içinde isteyerek kelimesi çok kritiktir. Çünkü erteleyen kişi genellikle görevin sonucunu ister, sadece o göreve başlama anında yaşadığı rahatsızlığı istemez.

Toplumda ertelemenin tembellikle eşanlamlı kullanıldığını sıkça görürüz. Neden yapmıyorsun, tembel misin sorusu, erteleyenlerin en çok duyduğu cümledir. Oysa tembellik eylemsizlik ve çaba göstermeme isteğidir. Erteleyen kişi ise genellikle eylemsiz kalmaktan rahatsızdır. Hatta ertelediği süre boyunca suçluluk duyar, kaygılanır ve sürekli görevin peşinde koşar. Yani erteleyen kişi hiç de rahat değildir.

Kobie Allison Psikoloji üzerinden yapılan açıklamalara göre erteleme genellikle bir karakter kusuru olarak görülür, fakat bu yanlış bir algıdır. Gerçekte erteleme, kişinin zorlu duygularıyla başa çıkamadığının bir göstergesidir. Toplum üretkenliği değer ölçüsü olarak kullandığı için ertelemek kişisel bir yetersizlik gibi hissettirir. Ancak bu beklenti sorunu çözmek yerine sadece utanç katmanı ekler. Bu ayrım, çözüm için farklı bir yol haritası çizer.

Ertelemenin Arkasındaki Duygusal Mekanizmalar

Araştırmalar ertelemenin temelinde korkunun yattığını gösteriyor. ScienceNewsToday'de yayımlanan bir derlemeye göre erteleyenler aslında başarısız olmaktan, yargılanmaktan veya yetersiz bulunmaktan korkar. Bu korku o kadar yoğundur ki, kişi görevi başlatmak yerine kaçınma yollarını seçer. Kaçınma anında kısa süreli bir rahatlama hissedilir. Ancak bu rahatlama geçicidir ve uzun vadede kaygıyı artırır.

InfoMD platformunda yer alan analize göre erteleme, bir görevin tetiklediği rahatsız edici duygulardan kaçınma çabasıdır. Örneğin bir rapor yazmanız gerektiğinde, o boş sayfaya bakmak size yeterince iyi yazamam düşüncesini yaşatabilir. Bu düşünce kaygıyı tetikler. Kaygıyı azaltmanın en hızlı yolu ise rapordan uzaklaşmaktır. Sosyal medyaya girmek, çay yapmak veya odayı toplamak gibi alternatifler devreye girer. Bu noktada beyniniz zorlu görev ile rahatsızlık arasında bir bağ kurmuş olur.

Psychology-Spot'ta yayımlanan bir araştırma bu süreci beklenti kaygısı kavramı ile açıklar. York St John Üniversitesi araştırmacılarının 111 kişiyle yürüttüğü çalışmada, erteleme eğilimi yüksek olan kişilerin hedeflerini başkaları kadar iyi planlayabildikleri görüldü. Fark, hedefe başlarken hissedilen duyguda ortaya çıktı. Bu kişiler başarısız olma ihtimalini düşündüklerinde yoğun bir kaygı yaşadı. Yani sorun raporun zorluğunda değil, rapor yazarken hissedilecek o kaygı verici duygudadır.

Kısa Süreli Ödülün Tuzağı

Beynimiz kısa vadede rahatlama sağlayan her davranışı ödüllendirme eğilimindedir. Görevden kaçıp telefona sarıldığınızda beyniniz bir rahatlama sinyali gönderir. Bu sinyal kaçınma davranışını pekiştirir. Bir sonraki sefere aynı görev karşısına çıktığınızda beyniniz geçen sefer telefona bakınca rahatlamıştık mesajını verir. Bu döngü her tekrarlandığında erteleme alışkanlığı güçlenir. Psikolojide buna şimdiki önyargı denir: Beyin uzak gelecekteki hedeflerden ziyade şu anki rahatsızlığı gidermeyi önceliklendirir. Dolayısıyla erteleme bir karakter zayıflığı değil, beynin öğrenme mekanizmasının yanlış bir bağ kurmasından ibarettir.

Erteleme ve Duygu Düzenleme Arasındaki Bağ

Duygu düzenleme, kişinin yaşadığı duyguları tanıma, anlama ve uygun biçimde yönetme becerisidir. Bu beceri yetersiz olduğunda zorlu duygular karşısında kaçınma mekanizmaları devreye girer. Erteleme tam da bu noktada ortaya çıkar. Kişi kaygı, öfke, sıkıntı veya yetersizlik hissi gibi duyguları doğrudan yaşama kapasitesinden yoksun olduğunda, görevi erteleyerek duygudan kaçmayı seçer.

Growth Mindset Psychology podcast'inde gelişim zihniyetinin ertelemeyle mücadeledeki rolüne değinilir. Gelişim zihniyetine sahip kişiler zorlukları büyüme fırsatı olarak görür. Sabit zihniyet kişileri ise zorlukları yeteneksiz olduğumun kanıtı olarak algılar. Bu algı görev başında yoğun bir kaygı yaratır ve kaygıyı düzenleyemeyen kişi ertelemeye yönelir. Burada kritik unsur, zihniyetin kendisinden ziyade o zihniyetin tetiklediği duyguyu nasıl yönettiğinizdir.

Öte yandan toplum genellikle erteleyenleri sorumsuz olarak etiketler. Ancak bir kişinin duygu düzenleme becerisi yetersizse, ona sadece yap demek birine sadece depresyon olma demek kadar anlamsızdır. Sorumluluğu bireyin duygusal kapasitesi bağlamında değerlendirmek, ertelemeyi anlama biçimimizi değiştirir. Suçlamak yerine sorunun kaynağını görmek, hem daha adil hem de daha verimli bir yaklaşımdır.

Ertelemenin Üzerinden Gelmenin Yolları

Ertelemenin duygu düzenleme sorunu olduğunu kabul etmek çözümün ilk adımıdır. Zaman yönetimi teknikleri, pomodoro saatleri veya planlayıcılar tek başına işe yaramaz. Çünkü sorun zamanı yönetememekte değil, duyguyu yönetememektir. Gerçek çözüm görev başladığında yükselen rahatsız edici duyguyu tanımak ve onunla kalabilmeyi öğrenmektir.

Bunun için küçük adımlar atmak gerekir. Kobie Allison Psikoloji'nin önerdiği gibi görevi mükemmel yapmak yerine başlamaya odaklanan bir yaklaşım benimsemek faydalı olur. Beş dakika çalışayım, sonra bırakırım gibi bir kural, beynin kaygı sistemini yavaş yavaş azaltır. Çünkü beş dakika sonra görevin gerçekten o kadar korkutucu olmadığını deneyimlersiniz. Bu deneyim, beynin görevle rahatsızlık arasındaki yanlış bağını zayıflatır.

Kendinize şefkat göstermek de önemli bir unsurdur. Ertelediğinizde kendinizi suçlamak kaygıyı artırır ve erteleme döngüsünü güçlendirir. Bunun yerine şu an bu görevden rahatsızlık duyuyorum ve bu normal demek, duyguyu kabullenmenizi sağlar. Kabullenen zihin kaçınma ihtiyacı hissetmez. Araştırmacılar bu yaklaşımı durdur ve kontrol et stratejisiyle tanımlıyor: Duyguyu bastırmak yerine farkına varmak, erteleme dürtüsünü önemli ölçüde azaltıyor.

Gelecekte ertelemeyi anlamaya yönelik araştırmaların artacağı kesin. Özellikle duygusal düzenleme odaklı müdahalelerin geleneksel zaman yönetimi eğitimlerinin yerini alması olası görünüyor. Zaten mevcut bulgular bu yönde güçlü bir kanıt oluşturuyor.

Ertelemeyi tembellikle eşleştirmekten vazgeçtiğimizde hem kendimize hem de etrafımızdaki insanlara daha adil davranırız. Peki siz en son hangi görevi ertelediniz ve o an tam olarak ne hissettiniz? O duyguyu tanımaya ne dersiniz?

kaynaklar

Etiketler

Bu makaleyi başkalarının da görmesi gerekiyor.

Faydalı bulduysan 10 saniyede başkalarına ulaşabilirsin. Bilgi paylaştıkça büyür.

okuma ayarları

yorumlar